fil sözlük terapi odası

pazartesi sendromu
"28 Kasım 2019 mutlu olmam " -hatırladığım kadarıyla- başlığının bir başka başlık ismiyle değiştirilmesi sebebiyle açma gereği duyduğum başlıktır.
(bkz:#6984)

Başlığın amacı, yazarların gün içindeki duygu durumlarını paylaşmasıdır.
mutluysa,mutluğunu paylaşarak çoğaltabilir;üzgünse azaltabilir;heyecanlıysa/sinirliyse sakinleşebilir vs. diye düşünüyorum.
umarım sözlük formatına da uygundur.

Ben başlayayım hatta .
Dün aniden biriyle tanıştım,arkadaşça tabii bu. deli dolu,özgüvenli,hatta benimle daha önceden tanışmak istediğini anca bugüne denk geldiğini söyleyen tatlı mı tatlı biri.
böyle pat diye tanımadığım insanla günlük hayattan konuşmayı,selam vermeyi sevdiğimden böyle bir yöntemle tanışan birine hemen ısındım. önizleme tabii bunlar.
Bu sebeple şu an stabilin üstünde bir mutluluk var ,aşırı olmasa da.
isterolsunisterseolmasn
Gitgide birbirimizden uzaklaştığımız günler de,
Bir başkasının sorununu veya ruhsal çöküntülerini, yargılamadan, ama ben olsam şöyle yapardım değil, çünkü sen o değilsin, ya da o sen değil.
sadece dinlemek anlamaya çalışmak, yani okumak, eğer kişi açıkca yardım talep etmişse, dalga geçmeden aşağılamadan, yardım etmek amacı ile destek olabilmenin imkanını sunması istenecek oda dır.
3
pazartesi sendromu pazartesi sendromu
yargılanmadan dert anlatabilmek özlem duyulan bir şey maalesef. umarım burda sizin de belirttiğiniz gibi paylaşımlar yapılır.
isterolsunisterseolmasn isterolsunisterseolmasn
Çoğalırsak başarabiliriz.
pazartesi sendromu pazartesi sendromu
ben de inanıyorum,umutsuz değilim.
saykalocist
bugün sabah çok erken uyandım, dersim olmadığı hâlde. çok istediğim montu indirimde yakalayıp satın alacak, kalan parayla da internetten kitap sipariş edecektim. o yüzden çok hızlı biçimde hazırlandım, gözlerim kapalıyken banyoya koşuyordum mesela
sonra otobüse koştum. şoför beni görmedi gaza bastı. sonra yolculardan birisi ses etmiş olacak ki durdu. alış veriş merkezine geldim. montu alacağım mağazaya gittim. ürünü bulmam bile çok zor oldu her yer dağılmıştı. sonra sıraya girdim.
mağaza görevlilerinden bir kız bayılmış(???) oraya baktığımda kan vardı. Başını vurdu sanırım.
Mağaza çok kalabalıktı sıraya girmemden yaklaşık 63 dakika sonra ödeme yaptım. sonra anlamsızca bütün gün mağaza gezip fiyat analizi yaptım.
daha sonra metroya binmek için istasyona gidiyordum ki xray cihazından geçmek için müthiş bir insan kalabalığı vardı. yine bekledim yağmurda.
montu koyduğum poşetin askısı yırtıldı. çok sinirlendim. kendimce çözüm bulayım derken poşetin üstünü biraz yırttım. velhâsıl poşeti büzüştürerek yolculuğa devam ettim.
eve giden otobüse binmek için durağa geliyordum ki, evime giden otobüsün hareket ettiğini gördüm, arkamı döndüm kırmızı ışık yanıyordu. 50 saniye vardı. şoför kapıyı açarsa çok rahat binebilirdim. kapıyı tıkladım ve şoför bana kaşlarını kaldırarak hayır dedi. ben de "yapacağın işi sikeyim" dedim. ama görmedi böyle dediğimi, duyamazdı da. çok sinirlendim. durağa oturdum. şarjım bitmek üzereyken aileme haber verdim, hemen telefon kapandı. müthiş zamanlama!
yol boyunca önümdeki camdan kendime bakıp portföyümü sorguladım.
eve gelince de her zamanki gibi suratımı asıp daha sonra babama maskotluk yapıp bilgisayarın başına geçtim.

bugün bir çifti gördüm yemek yerken. aynı eski sevgilimle ben gibilerdi. ilk buluşmamızda oturduğumuz gibi oturuyorlardı. yine eski ânlara özlem duydum. Daha sonra eski sevgilimin "seni sevemedim" deyişini hatırlayıp konuyu rafa kaldırdım. Her şey karşılıklı olarak bitti, zihinde yaşatmamın mânâsı yok..
bugün geleceğimi düşünmedim, mutluyum bu yüzden. Psikolog unvanını kazanıp kazanamayacağımı, işe girebilme olabilitemi, ülkenin ekonomik durumuna göre nasıl şekil alacağımı hiç düşünmedim.

mayısta yeğenim doğacak, üç gün önce cinsiyetini öğrendik. kız olacakmış. Umarım adını "elif" "merve" "fatma" falan koymazlar. sevmiyorum eski isimleri. bugün kendime ayakkabı bakmak için girdiğim mağazada ona da ayakkabı baktım. sonra kendime gülüp geçtim. geçen gün de mama önlüğü bakmıştım ama beğenmedim. fiyatların pahalı olmasıyla ilgisi yok

ablama düğününde ne takmam gerektiğini düşündüm bugün. eğer hiçbir şey almama izin vermezse evine eşya alacağım. bu yüzden kafam karıştı.

şu an durgun hissediyorum. hiçbir amacım sorumluluğum yokmuş gibi hissediyorum. umarım yarın da aynı dinginlikte oturup asla işime yaramayacak olan kapalı türevi çalışıp finallere hazırlanabilirim.

teşekkür ederim okuduğun için.
4
eksi atmaya geldim eksi atmaya geldim
Bu yazıyı kim okuyacak?
saykalocist saykalocist
Senin dışındaki user arkadaslarım. ;)
1isi 1isi
Sarıyo sardı
saykalocist saykalocist
Teşekkür ederim
kan
Bugün sabah parkta açık saçık giyinen bir bayanın yanından geçerken önce gözlerine baktım sonra sinirli sinirli "tövbe estafirullah" deyip geçtim. Mesajı almış olmalı.
Paten kayan çocuğa okkalı bir küfür ettim yanıma çağırdım "utanmıyor musunuz karı gibi paten yapmaya?" deyip azarladım.
Saçları boyalı fönlü bir cehapeli teyzenin yanından geçerken tespihimi salkayıp "reeeeccceeeppp tayyyiipp erdoğğğan" diye milli dombıra marşımızı söyledim.

sacmasapanseyler
uzun zaman sonra ilk defa keyifli bir alışveriş yaptım. normalde hiç hazzetmem nefret ederim, kalabalık ortamlar pek sarmıyor çünkü beni. lakin bu sefer oflayıp puflamayı bir kenara bırakıp her şeyi akışına bırakmaya karar verdim. artık şu depresif havalardan da çıkmak istiyorum desem yeridir. gerçi ha deyince olmuyor ama gidişatı düzeltmek için buna ihtiyacım var. en azından herhangi bir primat için üzülmeye değmeyeceğinin farkındayım. belirli bir amacım olsun istiyorum. hayata sımsıkı sarılabilmem için. ya da böylesi daha mı iyi bilemiyorum. kararsızlık ne kötü bir şeymiş yahu...
esdemirei
2019 mart haziran ayları arasında kafam dillere basmadığı ve konuşmayı pek sevemediğimden zorlanacağımı bildiğim hâlde sırf zamanımı değerlendirmek için ingilizce b1 seviyesi dil kursuna gitmiştim. bu gittiğim süre zarfında 2013'ten bu yana edindiğim deneyimlerimden ötürü karşı cinse tepki gösteremeyen ben, derse gelen bir arkadaşın o içtenliğini, o hayat dolu konuşmalarını görünce bir garip oluyordum. artık amaçsız geçirdiğim bu hayatıma ışık olmuş gibiydi. ilk zamanlar derste bazı çok bilmiş ukala arkadaşlar, bu arkadaşın çat pat ingilizce konuşmasına engel olsalar da o hiç gocunmadan konuşurdu. bu arkadaşın duyduğum kadarıyla kanser geçiren ablası hayatında dönüm noktası olmuş. önceden şatafata, lükse düşkün olan kendisi bu vahim olay sonrası değişmiş, paraya önem vermemeye başlamış. kendisi modern görünmesine ve dinin dış görünüş için getirdiği kurallara uymamasına rağmen ağzından allah, din, muhammed kelimeleri eksik olmuyordu. pek kendisiyle ne ders içi ne de ders dışı konuşmadım. dersin öğretmeni sözde sınıftaki öğrenciler kaynaşsın diye bir whatsapp grubu kurmuştu. tabii, konuşan ne gezer? insanlarla konuşmadığım hâlde rehberimde tanıdık tanımadık herkesin numarası, e-postası, doğum tarihleri olur. bunlarınkini de eklemiştim ve kurs bittikten kısa bir süre sonra depresifliğime gelip hesabımı sildikten sonra o gruptan ayrılmış oldum. ara ara whatsapp'ta durumlara bakarken kendisinin içten paylaşımlarını görüyorum. bu giriyi de ona ithafen yazıyorum. o dönem beni etkilediğin için teşekkür ederim. hayatın daim olsun arkadaşım.
yasiyoruz da noluyo
bundan birkaç gün önce çok kötü bir olay yaşadım ve bu yüzden de yaşamıma son vermek istedim. aslında yaşadığım bu olay bardağı taşıran son damla falan değildi, bardak çoktan taşmıştı bile. sadece içimdeki ses bunu istiyordu. hayır istemiyor adeta emrediyordu.

o gün eve geldiğimde, evde kimsenin olmadığını fark ettim. ailemi arayıp, geç geleceklerini öğrenince de hemen işe koyuldum. balkona çıkıp perdeleri kapattım, yere de naylon serdim. sonuçta bileklerimi kesecektim, bunun için ortalığı batırmanın bir anlamı yoktu. her şeyi hazırladıktan sonra bir dal sigara yaktım, sevdiğimin narin yüzüne bakarak... sonra birden aklıma bir şey geldi: sevdiğim, bir konuşmasında ilaç içerek ölmekten bahsediyordu. ben de tüm hazırlıklarımın çöpe gideceğini bilerek, bileklerimi kesmekten vazgeçip, bu yöntemi denemeye karar verdim.

evdeki tüm hapları topladım ve balkona getirdim. burada intihar edecektim. son kez sevdiğimin narin yüzüne baktım ve hapları teker teker yutmaya başladım. böyle çok uzun süreceğini anlayınca da hepsini tek seferde yuttum. hemen bayılıp düşeceğimi sanıyordum ama öyle olmadı. ayağa kalkıp mutfağa kadar gittim. canım ayran çekmişti ve neyse ki dolapta ayran vardı. sonrasında ise iki bardak ayran içtiğimi hatırlıyorum.

kalktığımda hastanedeydim. annem zamanında gelmiş ve çok yardımsever(!) komşumuzun sayesinde de beni hastaneye götürmüş. gözlerimi araladığımı gören annem, merak ve merhametle gözlerime baktı. ben ise dayanamayıp gözlerimi tekrar kapadım. yani anlayacağınız, başaramamıştım...

eve geldiğimde herkes soru dolu gözlerle bana bakıyor ama -sonradan öğrendiğim kadarıyla- doktor tavsiyesi üzerine kimse soru sormaya cesaret edemiyordu. ben de o günü kimseyle konuşmayarak sessiz bir şekilde odamda geçirdim.

şimdi ise içimde büyük bir pişmanlık var. bir insan neden sırf sevdiğine mesaj göndermek amacıyla onun istediği şekilde ölmek ister ki, hem de anlayamayacağını bildiği halde...

ama bu sefer yapacağım, sevgili sözlük. bileklerimi keseceğim. ve keserken de tıpkı beşir fuad gibi hissiyatlarımı yazıya dökeceğim. zaten bu ana kadar çektiğim acıları defterler boyunca yazdım. tabii ne kadarını anlatabildim, onu ben de bilemiyorum.

siz yaşama sımsıkı sarılın sevgili yazarlar. benim gibi melankolik ve aptal biri olmayın. yaşamayı bilin, sevdiklerinize değer verip, onlara, onları sevdiğinizi söyleyin. geç kalmadan söyleyin...
esdemirei esdemirei
girine dayanarak diyeceğim şudur ki: sırf bir karşıt cins uğruna hayatı sonlandırmak kaç insanın isteyipte yaşayamadığı hayatının hakkını verememektir. umuyorum ki seni bu vahim sıkıntından kurtaracak bir ışık yakayabilirsin de ilerleyen zamanlarda “ben ne eyledim” dersin.
pazartesi sendromu pazartesi sendromu
duygularının yoğun olduğu bir dönemdesin sanırım. biraz kendine zaman tanısan. duyguların soğuduğunda yine kararından emin olacak mısın ?bunu bir düşün lütfen. emin olursan yine konuşulur. ama bence şu an duygularının yoğun olduğu bir dönemde kendine biraz zaman tanı. l
pazartesi sendromu pazartesi sendromu
bazen bazı sorunların bizim için iyi olup olmadığı hemen belli olmaz. keşke olmasaydı dediğimiz şeyler iyi kilerimize dönüşebilir çoğu zaman.
biraz bekle. sorunların senin için ne ifade edeceğini görmek için bekle. tıpkı şipşak fotoğraflar gibi.
yasiyoruz da noluyo yasiyoruz da noluyo
ikiniz de iyi hoş konuşuyorsunuz da öyle olmuyor işte. bakın abartısız söylüyorum; ben beş yıldır intiharı düşünüyorum ve bu beş yıllık süre içinde beni intihardan alıkoyacak hiçbir olay yaşamadım. şu hayatta istediğim hiçbir şey gerçekleşmedi. ne istediysem tersi oldu. şanssız geldim, öyle de gideceğim.
esdemirei esdemirei
bu hayatta hiç kimse toz pembesi, her şeyim oluyor, her şeye sahibim türünde bir hayat yaşamıyor. yaşıtlarım hem okuyup hem çalışıp hem de hobileriyle uğraşacak kapasiteye ve motivasyona sahipken ben hiçbirine sahip değilim diye karalar bağlasaydım şu anda garanti ölmüş olurdum. sakinliğini korumayıp duygusal yaklaşırsan bu düşünceler sana daha ılımlı gelir. kendine zaman tanı.
pazartesi sendromu pazartesi sendromu
uzman yardımı almayı düşündün mü ? ayrıca şanssız olmanı kaderin olarak görme bence. değişebilir her şey . yarın belki de. ya da bakış açını değiştirebilirsin. yaşam için çok elzem bir şey mi bu mutluluk ? biz çok abartıyoruz belki de. beklentilerimizi yükselttikçe hayattan bir turlu tatmin olamiyoruz belki de. biraz hayatta mutlulugun gerekliligi ve yeri uzerine dusunmeni tavsiye ederim. bir kabullenişle farkli bir bakış açisi kazanarak daha çekilir ve yaşanır bir hayat elde edebilirsin kanımca
yasiyoruz da noluyo yasiyoruz da noluyo
hocam düşünüyorum zaten. hem de gereğinden fazla düşünüyorum. o kadar derin düşünüyorum ki, geceleri baş ağrısından uyuyamıyor, doğru düzgün konuşamıyor ve insanlarla ilişki dahi kuramıyorum. intihar etmek isteyişimin asıl nedeni de bu zaten. dün gece sırf baş ağrım geçsin diye 5-6 tane ağrı kesici içtim, faydası yok. ben bu acıya daha fazla katlanamıyorum...
pazartesi sendromu pazartesi sendromu
ama inan şu an bu sorununu önemsiyorum. bu sebeple bakış açını değiştirip bu mevzuyu tekrar düşün. 5 yıldır dusunuyorum diyorsun. olsun yine ve yine düşün. belki de bu zamana kadar çok gerekli gördüğümüz mutluluk o kadar da gerekli değildir. ha ? lütfen bir düşün bunu. mutlu olman gerekmiyormuş gibi, her şeyin yolunda gitmesi gerekmiyormuş gibi uyan yarına bi de.bu umursamazlık nasıl olacak bir dene. bir de bu şekilde dene. her zaman intihar edebilirsin. ama bir daha her güne farkli bir senle uyanma imkanın olmaz. biraz daha zaman, biraz daha deneysel yaşam...
pazartesi sendromu pazartesi sendromu
uzman yardımı almayı düşünmez misin ?bazen bu durumları hormonlar da tetikleyebiliyor.
yasiyoruz da noluyo yasiyoruz da noluyo
uzmanların artık bana yardım edebileceğini düşünmüyorum.
pazartesi sendromu pazartesi sendromu
denememişsiniz demek. ama bu psikolojide olan insanlar sağlıklı düşünemediklerinden böyle düşünüyor genelde. yardıma kapatma kendini bence.bir de uzmanları dene. git ya ne olacak sanki. ne kaybedeceksin. en fazla kazanırsın. bunu ihmal etme bence . pazartesi git hatta 👍
esdemirei esdemirei
kendini bir uzman yardımı almaya kapatarak yukarıda bahsedilenleri yok saymayı geçtim, kendini yok sayıyorsun. iş kendinde bitiyor. ortaya olumlu bir şey koyarsan olumlu bir şey görürsün. koymazsan olumsuzda dibin çöktüğünü görebilirsin.
merlin
akıl sağlığımı korumak için, ölüm şeklimi hayal ediyorum, bir şiir gibi ölmeliyim. ölümü kimseler bilmese bile bir şeyleri değiştirerek ölmeyi planlıyorum. kimseye ses getirmese bile yeterince dokunaklı olurdu.
gene yalnız olurdum. yalnız bir şekilde yaşamaktan kurtulduğum için mutlu olurdum. hem bu sefer yalnız olmadığımı, sadece tek başıma olduğumu anlardım.
insanlar sürekli gülümsediğim için ve kendime güvendiğim için beni umutlu sanıyor, oysa benim umutlarım sadece bu ölümü tamamlamak üzerine.
hiç bir gece huzur içinde uyuyamadım, sadece yalnızlığımı hissettim. kimse beni yeterince sevmedi. bazen onların peşinden sürüklendiğimi hissettiğim için, onları ben kovdum. en iyi bildiğim şey sanırım bu ölümü tasarlamak oldu.
ne uğruna öldüğümü ben belirlemek istedim.
dualarımda sadece onun uğrunda, iyi bir şey uğruna ölmeyi hayal ettim. bu yüzden bazı erdemli davranışlarda bulundum. kimsenin yapmak istemediği kötülükleri de yaptım. belki sandığım kadar kötü biri değilimdir bilemiyorum.
sadece bir şeyin farkındayım, tarihte bu erdeme sahip insanlar marjinal şeyler başarabiliyor. bunun gururunu yaşıyor olacağım. tarihte silinip gitsem bile, eğer kaza olur da ölmezsem, farklı öleceğim.
pazartesi sendromu
insan ilişkilerinde;kendimden düşünmeden,pazarlıksız çok veriyorum.Bir fayda görmeyi beklemeden yapıyorum ne yapıyorsam da ama zarar görmeyi istememek de hakkım. Sonra soğuyorum;vefasız,soğuk olan ben oluyorum. bu noktadan sonra ne düşünüldüğü umrumda olmuyor ama yorgun ve tükenmiş hissediyorum.
Az önce ablam bu evde sevilmiyorum hissediyorum dedi.Biraz şakayla karışık...Ben öyle sevgi sözcükleri kullanıp sarılmam etmem ama benim de sevme biçimim farklı. Neyse... Dedim sevgi ne demek senin için ? Seni sevmesem her salonda uyuduğunda sen üstündeyken dahi sırf rahat yat diğer güne dinlenmiş uyan diye çekyatı açmam,üstünü örtmem,kıyafetinle uyuduğunda rahat yat diye üstünü değiştirmem,telefonunu şarja takıp alarmlarını açmam dedim. Aldığım cevap ne peki ? sen de her şeyi yüzüme vuruyorsun ha .
Ne diyim yani daha ne diyim. Zaten senin için yaptığım şeyleri anlamadığından sevildiğini hissetmiyorsun;bunu anla diye bunları anlatıyorum yine mutlu ol diye. Ama ne diyim , ne yapayım yani . Sonra ben soğuğum,ben sevgisizim,ben acımasızım. Eee böyle yapılanları anlamayıp üstüne beni suçlu çıkartırsanız soğurum.
ehe
Tanrı olsaydım, insanların hepsini kucaklar içlerindeki kötülüğü ve ihtirasları alırdım. Hepsinin hafızasını sıfırlayıp; cennete koyardım.
Fakat insanım ve bunun mümkün olmadığının farkındayım. Ona neden iyi gelmediğimin ya da neden hep yalnız olduğunun farkındayım. hissedebildiğini hissediyorum. Onu daha sık görmek isterdim. Sevdiğimi belki hissedebilirdim.
Bir gün olur da sen de gerçekten istersen, ben o gün gelmiyor olacağım. Belki öbür dünyada yollarımız kesişir ne dersin?
Belki boynuna sıkıca yapışıp; sonra buna dayanamayıp sana sertçe sarılır ve seni bırakmam bu sefer?
Seni inciteni bulup öldürmek için, daha kaç gece kabuslarıma gireceksin?
Lütfen... git hafızamdan.